İkaria Adası

İkaria Adası 1920 2560 Filizofi

En uzun ömürlü insanların yaşadığı, hiçbir şeyin aceleyle yapılmadığı, saate bakılmayan Yunan adası İkaria.

İkaria’ya gitmeye aylar öncesinden karar verdik vermesine de adada kalacak yer  ve kiralık araç bulamama ihtimalini hesaba katmadık. “Çok talep var hemen yatak kapasitesini artıralım, yollar uygun değil ama araç sayısını da artıralım, dağ taş turist dolsun.” dememiş adalılar, ilginç 🙂  Ada hevesimiz kursağımızda kalmak üzereyken son anda bir oda bulup apar topar rezervasyon yaptırdık. Araç kısmı nasılsa çözülürdü.

Önce Alaçatı’dan Seferihisar’a oradan Samos’a geçtik, İkaria feribotuna kadar bol bol vaktimiz vardı. Biz de kuzey rüzgarlarıyla yüzümüze çarpan ada havasını içimize çekerek yürüyüp, kendimizi limana en yakın köye attık. Burada öğle yemeği için bir yer gözümüze kestiremeyince etraftakilere sorduk. Gösterdikleri yerde kahve dışında bir servis varmış gibi görünmüyordu ancak oturunca şapkadan tavşan çıkardıklarını anladık. Köyün çınaraltı kahvesinde dedeler ve biz oturup yemeğimiz eşliğinde geleni geçeni seyre daldık.

Feribot vakti yaklaşırken limana geri döndük, küçücük limanda Helenistic Seaways’i beklerken, baştaki neşeli havamız yerini yavaş yavaş yorgunluğa bıraktı. Saatlerce bekledikten sonra  geminin daha da gecikeceğini öğrenince yüzümüz biraz düştü. Gemi geldiğinde  içinden binlerce insan çıktı, adalar arası yoğun bir trafik var anlaşılan. Bir saatlik yolculuğun ardından adamıza vardık. Evdilos’tan Armenistis’e dağ yollarından manzaranın güzelliği ve çam kokusu eşliğinde vardık. Otelimizde beklentilerimizin ötesinde bir manzara karşıladı bizi. Göz alabildiğine deniz, göz alabildiğine dalga, İkaria rüzgarlı ada…

Akşam otelden aldığımız öneriyi değerlendirip Zefkin’e gittik. Zaten köyde üç beş tane lokanta var. Köyü baştan sona yürümek 7 dakika sürmüyor, Armenistis de en büyük yerleşim yerlerinden biri, öyle düşünün 😊 Zefkin’de iki kadın tüm operasyonu çekip çeviriyor ve bu yoğunluk içinde bir yandan da gülümsemeyi ihmal etmiyor hatta işlerini aksatmadan masadakilerle ufak sohbetlere de dahil oluyorlardı. Yemekler çok güzeldi.

Ertesi sabah sahile indik. Bir de ne görelim, bu plajımız açık hava yatakhanesi gibi. Battaniyesini alan gençler kıyıda ya çadırlara kıvrılmışlar ya da şezlonglarda gecelemişler. “No naked” yazısının altında çıplak denize girenler, “No Camping” yazısının altındaki çadırlar uyarıların pek de ciddiye alınmadığını gösteriyordu. Dalgaları görünce bir heves denize daldık ama o da ne? Deniz bizi geri püskürttü. Böyle bir dalga olamaz, eğlenelim derken dayak yiyip çıktık denizden, çakıllar arasında yürümek zaten zorlu, bir de dalganın hızıyla dengeyi kaybedince çareyi birbirimize sarılarak kaçmakta bulduk. Çığlıklarımızla sahilde uyuyanları uyandırdığımızdan emin olduktan sonra otelimize geri döndük.

 

Bu arada tam biz yola çıkmadan önce patlak veren rahip krizi Türkiye’de giderek büyüyordu, zayıf telefon sinyaline lanet ederek kriz toplantılarına bağlanmaya çalıştık. İronik olansa; bu kadar sakin ve yavaş bir adaya gelip ülkemizdeki son yılların en büyük krizini ve işimize etkilerini oradan yönetmeye çalışmaktı. Neredeyse bir tam günü odada geçirdik, kızımız da getirdiği kitaplarla oyalandı. Damloş’u İkaria konusunda heyecanlandıran ana etken, okumakta olduğu Percy Jackson serisi oldu. Yunan Mitolojisindeki kahramanların eğlenceli bir dille anlatıldığı seriyi bu yaz elinden bırakamadı. İkarus ile ilgili bölümü okuduğu günlerde  İkaria adasına gideceğimizi söyleyince çok sevindi. Adada da bol bol İkarus fotosu bulup çekti .

Adada kiralık araç konusuna ve tatilimize etkilerine gelince; açıkçası araç bulamayışımız  biraz şaşırtıcı oldu. Gidince bir şeyler ayarlarız mutlaka diye düşünüyorduk ama gerçekten hiç araç yoktu. Bir taksi şöforü ile anlaşıp dağ köylerini bu şekilde gezebildik, hatta bir Panigiri görme şansını da az kalsın yakalıyorduk.

60’lı yıllarda adaya yerleşen ya da sürülen solcu kesimin din işleriyle pek ilgisi yokmuş. Yine de dini ve özel günleri kaynaşma coşma havasında yaşama ritüeli devam etmiş. Bu festivallere  Panigiri deniliyor. Herkes evinden yemek yapıp getiriyor, sabaha kadar yeme içme ve eğlence sürüyor. Biz festivalin yapılacağı köye gittiğimizde etrafta kimse yoktu. İşin komik yanı benim köyde olduğumuza inanmayıp bir süre daha köyü aramam oldu. Yol kenarına dizilmiş düzensiz evlerin köy olabileceğini anlamak istemedim. “Kim gelecek buraya, in cin top oynuyor” derken, köydeki açık bir alanda birkaç kişinin çalışmaya başladığını gördük. Yüzlerce masa, gayet güzel bir müzik sistemi, keman provası yapan 70’lerinde bir amca, yemeğini alıp gelmiş 80’lik teyzeyi görünce burada festival olacağına ikna olduk. Fakat maalesef eğlencenin başlamasına daha iki saat vardı ve biz açtık. Herşey gece 22.00 sularında başlayıp sabaha kadar sürüyormuş. Bizse taksimizi daha erken bir saate ayarlamıştık. Festival masalarını görüp döndük anlayacağınız. Eşimse dönüşte yaşlı nineleri aratmadı sağolsun. “Araba bulamadık, bulsaydık çok iyi olacaktı, festivali göremedik, organize olamadık…”

Adadaki son günümüzde bu kez Mary Mary adlı restoranı denedik , onu da çok beğendik. Lokantanın tepeye hakim manzarasına dalıp gittik bir süre ama turistlerin ani akınıyla bir araç trafiği başladı, köyün tek ana caddesi de tıkandı. Bu görüntüye alışkın olmayan ahali, etraftaki kaosun videosunu çekiyor ve ilgiyle trafiğin nasıl açılacağına dair fikir üretiyorlardı. Bizse İstanbul’umuzda bıraktığımız ve hiç özlemediğimiz bu görüntülerden kaçarak uzaklaştık. Yavaş yavaş feribotumuza doğru yola koyulduk.  Limandaki küçük kafede rüzgara karşı enfes dondurmalarımızı yerken yine şanslı hissettim bu kadar yakınımızda bir tatlı huzur alabileceğimiz Yunan Adaları olduğu için…

    Web sitemizde çoğunlukla 3. taraf hizmetlerinden gelen çerezler kullanılmaktadır.